Doğan Atlay


Mut'ta Müdafaa-i Hukuk ve Etkinlikleri

Anadolu çocuklarını bir silindir gibi ezerek dört yıl devam eden Birinci Dünya Savaşı Mondros ateş kes antlaşmasıyla sona ermişti. Antlaşmayı, itilaf devletleri kendi bildikleri gibi hazırlamışlar ve Osmanlı Devletine itiraz hakkı tanımadan imza ettirmişlerdi. Antlaşma hükümlerine göre; bütün ordularımız dağıtılacak, silahları toplanacak, itilaf devletleri lüzum gördükleri anda yurdumuzun herhangi bir yerini işgal edebileceklerdi. Bu hükümler aynen uygulandı; askerlerimiz dağıtıldı, silahları toplatıldı... Yurdumuzu koruyacak hiçbir gücümüz kalmamıştı. Böylece savunmasız bırakılan yurdumuzu vakit geçirmeden işgale başladılar. Adana, Mersin, Gazi Antep, Kahraman Maraş, Şanlı Urfa, Antalya, Trakya, İzmir ve İstanbul işgal edilmeğe başlanmıştı. Doğuda Ermeniler, Karadeniz kıyılarında Rumlar yeni devlet kurma çabasında idiler. İtilaf devletlerinin bu insanlık dışı eylemlerine devlet ses çıkaramadığı gibi işgale karşı çıkılmaması yönünde emirler yayımlıyordu. Bağımsızlığı elinden alınan Türk halkının yurdu da elinden alınmak isteniyordu. Buna razı olamayan vatansever Türk halkı yer yer müdafaa-i hukuk toplulukları oluşturup bu işgallere eylemsel olarak karşı çıkıyor, canları pahasına yurtlarını korumağa çalışıyorlardı. Donanımlı muntazam düşman ordularına karşı bu eylemleri yeterli gelmiyordu. Halk dış düşmanlara karşı ölümüne savaşım verirken içeride de hükümetin yetersiz idaresinden dolayı bazı halk düşmanları türemişti, bunlar: Mut'ta Kedere ile Döş Veli, Pantış'la Memiş. Gülnar'da Cambaz'la Cökü. Konya'da Delibaşı. Bozkır'da Zeynel Abidin hoca, Ermenek'te Aslan Memet adındaki kimseler etraflarına topladıkları bir takım maceraperestle çevrelerini yağma ve talan ederek dehşet saçıyorlardı. Bunlara azınlıkların ihaneti de eklenince küçümsenemeyecek bir tehlike oluşuyordu. Yaşayabilmek için bunlarla da ayrıca uğraşmak gerekiyordu. Halk yaşamından bunalmış vaziyette iken Mustafa Kemal bir meşale gibi Samsun'da yandı, Amasya'da ışıklarını saçmağa başladı.

Amasya'dan verilen işaret şu idi: 'Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktı.' Kurtuluşa giden yolu aydınlatan bu ışık doğrultusunda düşünen o zamanki Mut ileri gelenleri, yurt çapında oluşacak milli bir örgüte katılmaya kendilerini hazırlamışlar bir liderin, bir emrin gelmesini sabırsızlıkla bekliyorlardı.

11 Eylül 1919'da başarıyla biten Sivas Kongresi'nde hazırlanıp yayımlanan müdafaa-i hukuk genelgesi Mut'a da gelmişti. Mut'a gelen bu genelge belediyede okundu, çok beğenildi. Müftü Nadir Bey'e teslim edilip orada gelişmelere göre davranılmasına karar verildi. Bundan sonra her gece orada toplanıp ne yapmaları gereği düşünüldü. Müdafaa-i hukuk cemiyetinin bir şubesinin Mut'ta açılmasına karar verildi. Başkan, üyeler ve diğer görevliler saptanıp müdafaa-i hukukun Mut şubesini hazır hale getirdiler. Ama mutasarrıf ve kaymakamın İstanbul hükümetine bağlılığından dolayı açıklayamamışlardı. Konya Valisi Cemal Bey; bu hususta çok titiz davranıyor, müdafaa-i hukukçulara göz açtırmıyordu. Bu durumu gören Mustafa Kemal; Konya'ya Refet Bey'i gönderdi. Refet Bey'in gelmesiyle kendini tehlikede gören vali Cemal Bey 16 Eylül'de kaçarak İstanbul'a gitti. Artık Heyet-i Temsiliye Anadolu'da durumu kontrol altına almaya başlamıştı. Mutlular da zaten hazır olan evraklarını 1 Kasım 1919'da kaymakamlığa vererek resmen müdafaa-i Hukuk'un İçel'de ilk şubesini açmışlar ve ilk kararı almışlardı. Bu ilk karar şöyle idi:

Numro:1

Akdemce buraca teşekkül eden Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Heyeti bervechi zir ve bil intihab yeniden teşekkül etmiş. Badema defatir-i esasiyesi tutulmak üzere ittihaz edilen mukarreratı havi defterdir. 1 Kasım 1919

(Anlamı:Evvelce burada kurulup gizlice çalışmalarını sürdüren müdafaa-i hukuk-ı milliye heyeti aşağıda yazıldığı gibi yeniden oluşturulmuş. Bundan sonra genel esasları kaydetmek üzere tutulan defterdir.)

Seçilen heyet üyeleri:

başkan Abdullah Bey zade Mirza Bey

ll. ' Müftü Nadir Bey (Mutluay)

Üye Abdullah Bey zade Yakup Bey (İncel)

' Kale mahallesinden naib Ali Efendi (Ataışık)

' Reji (tekel) memuru İsmail Efendi (Kılıç)

' Hüseyin Efendi oğlu Tahsin Efendi (Deli Kadı)

' İzmirli Ahmet Efendi (İzmir)

' Hacı İbrahim zade İbrahim (Oral)

' Abdullah Bey zade Ahmet Bey (Aslan)

Yedek üyeler:

Üye Müftü zade Hüseyin Efendi (Nemutlu)

' Dr. Hamdi Bey

' Nahiye müdürü Hakkı Bey (Lobut)

' Ermenekli Hacı Ahmet Efendi (Yurdagülen)

' Uzun Ali Efendi (Paylı)

' Çakır Hüseyin Usta (Küçükçakır)

' Ali Haydar Bey (Arıkan)

' Eski Mal Müdürü Emin Efendi (Alper)

' Binbaşı Ziya Bey

Yukarıda isimleri yazılı şahısların Mut Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Merkez Heyeti Dairesi riyasetine ve azalıklarına seçilmiş ve tayin edilmiş olduklarından şimdiye kadar Müdafaa-i Milliye Merkez-i umumisinden gelen umum kongre kararları ve telgrafname ve nizamname ve bütün evrakın bu heyete devir ve teslimine ve bir esas defteri tutularak bütün vatandaşların adları ile aidatlarının ve diğer bilgilerin kaydına ve bir yevmiye defteriyle bir müsvedde ve bir karar defteri bularak heman işe başlanmasına ve Çömelekli Hacı efendi'nin sehil ve Sarıkavak Nahiyesi'nin yayla koluna ve Sabık Müdür Hakkı Bey'in kuzey taraflarına ve başka kuruluşlar ile çeşitli ayrıntılar hakkında memurlara ve diğer kollara atanacak memurlara bilgi ve talimat verilmesine karar verildi. 1 Kasım 1919

İmza imza imza imza imza imza imza imza imza

Mirza Nadir Yakup Ali İsmail Ahmet Hamdi N:Ali İbrahim

Görülüyor ki; 11 Eylül 1919'da biten Sıvas Kongresinden elli gün sonra Mut Cemiyeti Resmen kurulmuş ve çalışmalarına başlamıştır.

Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti:

Cemiyete giren her üye, giriş ödeneği olarak bir lira verirdi. Çok fakir bir bütçe ile işe başlayan Cemiyet, az zamanda binleri aşan bütçesi ve saygın üyeleriyle İçel ve çevresinde hatırı sayılır bir varlık haline geldi. Mut Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kurulması ve etkin çalışmaları İstanbul hükümetini rahatsız ediyordu. Bu eylemleri önlemek için valilere ve mutasarrıflara şiddetli emirler yağdırıyordu. Buna bir örnek vereyim: BOA.nden alınan bir belgeyi aynen veriyorum

Devlet-i Âli

Dahiliye Vekâleti

Kalem-i Mahsusu

9003 İÇEL MUTASARRIFLIĞINA (şifre)

Mut mevkiinde beş yüz kişilik muntazam bir kuvvetin idaresinde bir takım eşkıya çeteleri tecemmü ve köylülere silah ve mühimmat tevzi ederek kendilerini cebren taht-ı silaha aldıkları ve bu yüzden pek büyük bir heyecan hüküm ferma olup Mut ve Karaman çeteleri tarafından bir tecavüzün vukuu muhtemel bulunduğu ve sabık mebus İsmail ve piyade yüzbaşısı Ali Efendilerle Mutlu Mirza ve Müfti-i kudemanın bu kuvvetlere kumanda etmekte oldukları Fransa fevkalade komiserliğinden alınan takrirde beyan ve şikayet ediliyor. Acilen tahkikat ve takibat-ı lazıme icrasiyle ihlal-ı sükun ve asayişe tasaddi ettikleri tebeyyün edenler hakkında muamele-i kanuniye ifa ve hakikat halin heman inbası (haber verilmesi) ehemmiyetle matlubdur. 5 Şubat 336 (1920)

Nazır namına

Müsteşar

(imza)

Dikkat ediniz; vatanını korumak için canını, malını ve her şeyini ortaya koyanlar, İstanbul Hükümeti gözünde 'eşkıya çeteleri'dir ve İstanbul Hükümeti işgalci devletlerin güdümündedir. Tek kurtuluş; Mustafa Kemal'in dediği gibi ' vatanı milletin azim ve kararı kurtaracaktır.'

Mut Müdafaa-i Hukukunun çevresini de etkilediğini gören hükümet adamları, milli teşkilatın elebaşılarını İstanbul hükümetine bildirdikleri gibi, içimizde bulunan Rum casuslar da Mersin'deki Fransızlara jurnal ediyorlardı. Fransızların bunlara idam kararı verdikleri, bu hükmün infazı için bir Ermeni çetesinin Mersin'den Mut'a doğru gönderildiği de duyulmuştu. Bütün bunlara rağmen Mutlular çalışmalarından geri kalmıyorlardı. Hele gelecek olan Ermeni çeteleri acımaksızın imha edilecekti.

Müdafaa-i Hukuk Nizamnamesinin 'mahrem' kayıtlı bir eklentisi vardı: 'Düşmanla temasta bulunulan yerlerde silahlı müfrezeler oluşturulacak...' yazılmakta olduğundan Cemiyet Mut köylerine özel adamlar çıkarıp asker toplamağa başladı. Köylere giden memurlar asker topluyor, topladıkları askeri, yatağı ve birer aylık yiyeceği ile Mut'a gönderiyorlardı.

1 Aralık 1919 tarihinde Mut bölüğüne bir piyade eri ile iki süvari eri kaydolunmuştur. Piyade eri; Kale mahallesinden Güdüğün Mehmet, Süvari erinin birisi Meydan mahallesinden Koca külah oğlu Molla Mehmet idi. Ayrıca askeri teşkilatın esasını kurmağa, toplananlara milli telkinler verip talimler göstermeğe jandarma çavuşluğundan ayrılan Zülfikar Çavuş (Zülfikar Şener) memur edilmişti.

Artık, kuruluşunu tamamlayıp çalışmalarına başlayan müdafaa-i hukuk cemiyeti, vurucu gücü olan kuva-yı milliyeyi oluşturma eylemine girişmişti. O günlerde cemiyet başkanı Mirza Bey'den, cemiyet üyesi Ahmet (Aslan) Bey'e yazılmış bir mektubu da vereyim:

Yeğenim Ahmet Beğefendi'ye

Nur-u aynım yeğenim Beğ

Hamdolsun cümlemiz sıhhat üzereyiz. İşte, elim de biraz eyi oldu ki iş bu mektubu kendim yazıyorum.

Kumandanlar geldi, iki binbaşı, bir yüzbaşı idi. Binbaşının biri ile yüzbaşı bera-yi vazife livaya gitti. Burada kalan binbaşı hem Silifke şube memuru, hem de Ermenek, Anamur, Gülnar, Silifke, Mut Kuva-yı milliye kumandanıdır. Burası, yani Mut, merkez olarak kararlaştırılmıştır. Buranın teşkilatını hitam bulduruncaya kadar burada kalıp, buradan Silifke'ye ve sair kazalara gidecek. Teşkilatta bir mümanaat görülür ise icbar da edilecek. Oralarda yapılacak teşkilat eskisi gibi her kariyenin bir heyet-i idaresi olacağı gibi üç dört kariyeye de bir şube yapılacak. Yirmi yirmi beş kadar bir müfreze ile bir zabit daha Cumartesi günü Karaman'dan hareket edip buraya gelecekler. Teşkilatı olmayan kariyelere gönderilip teşkilaklarını yaptıracak. Onlara hacet kalmamak üzere Sinanlı nahiyesinin teşkilatını yaptırıp şu bir iki gün zarfında gönderir iseniz eyi olur. Burada da yirmi beş kişilik bir müfreze yapılıp daima merkezde bulunacak. Bunlara bin guruşdan aşağı olmamak üzere beheri için maaş verilecek. Bunların maaşı ve masarıf-ı saireye sarf olunmak üzere dört yüz lira Sinanlı'dan tevzi ederek tahsil ediniz.

(kenar yazısı:)

Adana'da Fransız bandırası indirilip Osmanlı bayrağı konuldu. Fransızlar firara hazırlanmakta olduğu da rivayet olunuyor yeğenim. (İmza)

(Not: tarihsiz olan bu mektup; cemiyetin çalışması hakkında fikir verdiği için önemlidir.)

Kuva-yı Milliye'ye ilk kayıt olanlar:

Kale mahallesinden Ali oğlu Hüseyin çavuş

' ' Dörtyollu Mustafa

' ' Güdüğün Mehmet

Şeyh ' İmamzade Molla Mehmet

Genceli Köyünden Osman Kâhya oğlu Ali

' ' Ali Kâhya oğlu Mustafa çavuş

Elbeyli ' Kara Mustafa oğlu Ali

Beci ' Dursun (Bulabildiklerim bunlar)

Gün geçtikçe kuva-yı milliyeye gönüllü başvuruları çoğalıyordu. Bunları silahlandırmak için elde silah yoktu. Durum Mustafa Kemal Paşa'ya bildirildi. Karaman Askerlik Şubesinden ayrılan 200 tüfekle 30 bin merminin alınmasına cemiyet; Müftü Nadir Bey ile İzmirli Ahmet Efendi'yi görevlendirdi. Bunlar soğuk, karlı fırtınalı bir Kasım günü (15 Kasım 1919) yola çıktılar. Yolda köylülerden on altı deve kiralayıp Karaman'a ulaştılar. Yüklerini gece alıp geri döndüler. O karda, fırtınada bin bir meşakkatle sağ salim mut'a geldiler. Getirdikleri silah ve cephaneyi Maydan mahallesi camisine depo edip ilk nöbetçiyi diktiler. 4 Aralık 1919

Gelen silahlar erata dağıtıldı. Fakat devamlı gönüllü geliyordu. Tekrar silaha gereksinim olduğu için yine Karaman şubesinden 200 tüfekle 30 bin mermi alındı bunu getirmeye de cemiyet üyelerinden Ali Haydar Bey memur edildi. Bu silahlar da yetmeyince; Mondros antlaşması gereğince Anamur, Gülnar, Silifke halkından toplanan silahlar Konya'ya gönderilmek üzere Mut Jandarmasına teslim edilmişti. Bu silahların alınmasına karar verildi; Kaymakamdan izin almaya müftü Nadir Bey görevlendirildi. Nadir Bey durumu kaymakama anlatınca; kaymakam gülümseyerek: 'Biz Alman ve Avusturyalılarla beraberken yenildik. Şimdi Anadolu tek başına bu koca devletlerle nasıl başa çıkacak, onu merak ediyorum' deyince Nadir Beyin cevabı çok anlamlıdır: 'Beyefendi meselenin dıştan görünüşü aynen buyurduğunuz gibidir. Vatanını kurtarmak için kellesini koltuğuna alan bir milletle hiçbir kuvvet başa çıkamaz. Dayanağımız; milletimiz ve onun sarsılmaz imanıdır. Siz hemen silahların teslimi emrini veriniz' diyerek gerekli izni alır ve silahlar jandarma deposundan alınıp erata dağıtılır.

Toplanan askerlerin talim terbiyesi, sevk ve idaresi için bir komutana gereksinim vardı. O sıralar askeri yüzbaşılıktan istifa eden Mazhar Paşa zade Mustafa Bey'in oğlu Yaşar Bey, İstanbul'a gitmek üzere Mut'a gelmişti. Durum anlatıldı, O da kabul etti.

1 Ocak 1920'de görevine başladı. Müdafaa-i Hukuk'un vurucu gücü kuva-yı milliye Mut bölüğü bütün hazırlıklarını tamamlamış, her türlü göreve hazır hale gelmişti. Askerlik nizamına göre Mut Bölüğü takımlara ayrılarak komutanlıklına şu şahıslar atanmışlardır:

Sarıkavak takım komutanlığına Çukurbağ köyünden Yd. Sb. Abdullah (Tabak)

Sinanlı ' ' Alaçam köyünden . . ' ' Hacı Halim zade Halim

Yayla kolu ' ' Güme köyünden ' ' Hacı Ömer ağa zade Ahmet

Merkez ' ' Hamam köyünden ' ' Güdük oğlu Osman (Güdük) atanmışlardır.

MARA'NIN İŞGALİ:

Komşumuz Mara'nın stratejik bir önemi vardı. O zaman Çukurova'dan, Mersinden kopup gelen Ermeni ve Rumlar Mara'ya yerleşiyorlardı. Mara'nın nüfusu dört bin beş yez'e ulaşmıştı ki Dörtte üç'ünden fazlası Ermeni ve Rum'du.

Duyulduğuna göre, Mara'ya pek çok silah ve mühimmat depo edilmişti. İlk fırsatta Mut'u işgal edecekler Mut Müdafaa-i Hukuk teşkilatını dağıtacaklardı.

Fransızlar Çukurova'yı, Mersin ve çevresini hazmedebilirlerse doğuya yönelip Anamur'a kadar yayılmayı düşünüyorlardı. Onun için yandaşları olan Ermenileri Mara'ya yerleştiriyorlardı. Silifke ve Mut'taki hıristiyanlar'la daimi ilişkileri de vardı Mara'yı üs olarak kullanabilirlerse Mut'u ve Silifke'yi kolayca istila edebileceklerdi. Bu durumu bilen Mutlular, Fransızlar'dan evvel Mara'yı kontrol altına almalıydılar. Onun için vakit geçirmeden Mut merkez takım komutanı Osman Güdük idaresinde 130 kişilik kuvvetli bir müfreze Mut'tan Mara istikametine hareket ettirildi. 3 Şubat 1920 gecesi baskın şeklinde Mara kontrol altına alındı, çevre ile bilhassa Mersin ve Silifke ile bağlantısı kesildi.

Mara'nın işgalinden bir hafta önce; Rumların lideri olduğu bilinen Yusufaki, Öğretmen Ali Rıza Timurtaş'a gelip: 'Muallim beğ, bizim Yorgi boyacılık yapmak için Çömelek'e gitmiş. Orada başları kalpaklı, elleri silahlı bir takım insanlar görmüş. Bunlar kimlerdir, buralara gelecekler mi? Bize zararları dokunur mu? Siz subaysınız, bilirsiniz' demesi üzerine Ali Rıza Timurtaş: 'Bunlar, düşmanlar tarafından haksız olarak işgal edilen yurtlarını kurtarmak üzere hazırlanmış olan fedailerdir. Sizler, birer Türk vatandaşı olarak iyi niyetle hareket ederseniz size hiçbir fenalıkları dokunmaz' cevabını verdiğinden buradaki Hristiyanlar da Mut müfrezesini güler yüzle karşılamış ve yerleşmeye müsait bina olarak kiliselerinin işgaline karşı çıkmamışlardır. Mara'nın işgalinden sonra ilk iş olarak Mara Müdafaa-i Hukuk cemiyeti kurulmuştur. Mara'dan sonra Yağda ve Keloluk (Güzeloluk) Cemiyetlerinin de kurulmasıyla bölgede Silifke'den başka cemiyet kurulmamış yer kalmamıştı. Zorla da olsa Silifke'de de müdafaa-i hukuk cemiyeti kurulmalıydı. Onun için; Mut kuva-yı Milliyesi tarafından Silifke'nin işgaline karar verildi. Sarıkavak takım komutanı Abdullah Tabak yönetiminde yüz kişilik bir kuvvet seçilip 5 Mart 1920 yağmurlu bir günde Silifke üzerine hareket etti. 7 Mart 1920 günü çeşitli yönlerden muntazam kıt'alar halinde Silifke'ye giren milli kuvvetler hükümet meydanında toplandı. Mut Müdafaa-i Hukuk cemiyeti üyesi olan Mut kadısı (Deli Kadı namı ile bilinir) Tahsin efendi mavzerini elinde sallayarak milli harekâtın lehinde bağıra bağıra bir nutka başladı. Sürükleyici bir ifadeye malik, ateşli bir hatip, büyük bir vatanperver olan Kadı Tahsin Efend; o günkü milli davayı uzun uzadıya anlattıktan sonra İstanbul hükümetinin korkaklığından ve onu Türk milletinin tanımayacağından. Bu gün ise milli kuvvetlerin Silifke'yi resmen işgal ettiğinden ve Silifkelilerin de milli kuvvetlere katılmasının farz olduğundan bahsederek bütün gönülleri ateşe veriyordu. Neticede Silifke Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş ve Silifke'nin işgali Mustafa Kemal Paşaya bildirilmişti.

Bu işler bittikten sonra milli kuvvetler karargâhı kuruldu, şehrin emniyeti için devriyeler çıkarıldı. Mersin yoluna gözcüler ve asker gönderildi.

Silifke işgaline katılan Mut askerleri:

(Bunları bulabildik)

Meydan mahallesinden:

1- Nadir Efendi (Mutluay)

2- Hüseyin Hoca (Öner)

3- Deli Kadı Tahsin efendi

4- Kocakulak Mehmet (Kocaalp)

5- Yakup Bey (İncel)

6- Fransız Durmuşali (Uğraş)

7- Ali efendi (Çelebi)

Kale mahallesi:

8- Hacı usta Ali Efendi (Demir)

9- Hacı Ahmet Efendi (Yurdagülen)

10- Uzun Ali efendi (Paylı)

11- Kadının Hacı (Elmalı)

12- Müftüzade Hüseyin Efendi (Nemutlu)

13- Doktor Hamdi Bey

14- İzmirli Ahmet Efendi

15- Rıza Bey (Keskin)

16- İsmail efendi (Kılınç)

17- Mehmet Usta (Bakır)

18- İsmail Efendi (Susam)

19- Küçük Ahmet (Küçük)

20- Hafız efendi (Çelik)

21- Arap Reşit

22- Osman Efendi (Oral)

23- Helvacı Hasan Usta (Karaağaç)

Çukur köyü

24- Mirza Bey

25- Kadir Bey (Kurtsuyu)

Eleksi Köyü

26- Hasan Hoca

Karadiken

27- Süleyman kâhya oğlu Hüseyin hoca

Elbeyli

28- Hacı Süleyman oğlu Mustafa Kâhya

Çukurbağ

29- Abdullah efendi (Tabak)

Fakırca

30- Durmuş Kâhya

Köserelli

31- Hacı Halil oğlu Hacı Mehmet

32- Tömek Halil Hoca

33- Küçük Enes

Gıravga

34- Yahya Bey (Yıldız)

35- Ahmet Bey (Aslan)

Suçatı

36- Mehmet Köse

Kırkyalan

37- Köse Mehmet

38- Çil Mehmet

39- Koca Onbaşı

Beci

40- Mustafa Efendi (Taş)

Genceli

41- Ali Kâhya oğlu Ali (Genç)

42- Osman Kâhya oğlu Ali

43- Mustafa Çavuş

Kürkçü

44- Kocaoğlan Mehmet

Kışla

45- Şaban Kâhya

Çortak

46- Beygazi efendi

Hocantı

47- Yusuf Akay (Sıhiye Hacı diye anılır)

48- Ali Efendi (Tekin) (ikisi kardeştirler)

Malhoca

49- Süleyman Kâhya

Yapıntı

50- Kara güçcük Mehmet

51- Kâzım Efendi (Evrendilek)

52- Molla Hasan

Hacıahmetli

53- Eğri Kâhya

54- Topçu Kâhya

55- Abdullah Hoca

Palantepe

56- Hacı Hıdır (Aydın)

Silifke teşkilatı kurulduktan sonra fedai müfrezeler komutanı Emin Resa, Mut Müdafaa-i Hukuk başkanı Mirza Bey, Mut müftüsü Nadir Bey, Mut Kadısı Hasan Tahsin beyler Mutasarrıfı makamında ziyaretle; İstanbul hükümeti ile ilgisini kesmesini ve Ankara'da bulunan Heyet-i Temsiliye'yi tanımasını tavsiye ettiler. Mutasarrıf, heyeti ve tavsiyelerini sükûnetle karşıladı. Heyet de kendisine teşekkür ederek ayrıldı.

Silifke'de kayıtlar iki gün sürdü akın akın gelen gönüllüler arasında omuzunda silahıyla kuva-yı milliyeye katılmak isteyen Karaböcülü aşiretinden şehit anası bir yörük kadını Güssün teyze görenleri çok duygulandırmıştı.

Mut'ta; Kedere ile Döş Veli, Pantış'la Memiş, Gülnar'da; Cambaz'la Cökü belaları da kaldırılmıştı. Artık Mut Kuva-yı Milliye bölüğü vuruşmak için cepheye gidebilirdi. Mersin, Tarsus cepheleri açılmış, hergün çarpışma haberleri geliyordu. Mut Bölüğü donanımını tamamlamış oralara yardıma gitmişti. Tarsus ve Mersin cephelerinde 'Kayhan Grubu' adıyla kahramanca çarpışıp büyük yararlılıklar sağlayan birlik; Mut askerleridir.

Mut Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti görevini layıkı ile yapmış; bir taraftan Mersin cephesindeki askerlerini desteklerken, bir taraftan da çevredeki eşkıyalardan bölgesini korumak çabasında idi. Çumra'nın Alibey Höyüğü köyünden Delibaşı Mehmet Efe, aslında dürüst, vatan sever bir kimse iken Bozkırlı, İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi ve İngiliz casusu papaz Frev'in yakın dostu, Osmanlı Meclisi senatörü Zeynel Abidin Hoca'nın ağına düşmüş Türk Milli kurtuluş hareketine karşı çıkmış, emrine bir takım serseri aşkıya toplayıp isyan etmiş, asi olmuştu. Çumra, Konya, Karapınar ve Karaman'ı basmış, işgal ve talan etmiş sıra Mut'a gelmişti. Delibaş'ın komutanlarından. Kenan adında birisi (İleride bilgi verilecek.) Mut ileri gelenlerine bir telgraf gönderir, bunda: 'On bin kişi ile Mut'a varıyorum' deniyordu. Mutlular ayni gün ve derhal şu cevabı verdiler: 'Melanetini Karaman'da bile söktüremezsin. Senin ne tıynette bir adam olduğunu Mutlular çok iyi bilir. Vatan haini'. Delibaş tarafından Karaman kaymakamlığına atanan Hadimli avukat Mustafa Asım adında birisi de: Mut Kaymakamlığına ve İçel Mutasarrıflığına birer bildiri yollamakta gecikmemişti. Pek çok düşsel ifadelerden sonra yirmi bin kişi ile geliyorum deniliyordu. Buna İçel Mutasarrıfı'nın verdiği cevap: 'ilanı bildirilen telgrafınızı layık olduğu kenefe talık ettim. İçel Sancağı ahalisi imanını vatanını sizin gibi paraya değişemez. Cesaretiniz varsa hemen geliniz. Laşe-i habisiniz çakallara peş keş çekilmekte kusur edilmez

İçel Mutasarrıfı

Hilmi

Asım'ın bildirisine Mutlular da uzun bir cevap vermişlerdi (üzücüdür ki tam metnini elde edemedim).

Konya'nın işgali günlerinde Mut telgrafhanesi milli kuvvetler tarafından kontrol altına alınmış ve telgrafhanede görevli Mutlu Mustafa Nazmi (Yoncacı) ve Hatıpzade Emin (Tüzün) beyler aracılığı ile Konya ve Karaman'daki isyan hareketleri hakkında muntazaman bilgi almayı başarmışlardı.

Karaman, üç gün eşkıya kontrolünde kaldı. Dördüncü gün, Tarsus Milli müfreze grup komutanı binbaşı İsmail Ferahim Bey komutasında milli kuvvetlerin yetişmesiyle Mut'tan da imdat için yirmi jandarma eri gönderilmişti. 8 Ekim 1920 günü eşkıyalar, Hadim, Bozkır, Aladağ taraflarına kaçtılar.

Mutlularca, asilerin Mersin tarafına geçip Fransızlarla birleşmesi varsayıldığından, Karaman - Mersin arasındaki geçitler Mut Müdafaa-i Hukuk güçleri tarafından tutulmuştu. Buna göre Güme köyü ve çevresi; Gümeli yedek üsteğmen Hacı Ömer oğlu Ahmet efendi komutasında Güme'deki jandarmalar ile halktan oluşturulan bir müfreze tarafından tutulmuştu. Sartavıl geçidi de Müdafaa-i Hukuk azası Yakup Bey ile o sıralar Çölemerik (Hakkari) kaymakamı olup görev yerine gidemeyen İbrahim Fehmi Bey komutasında kuvvetli bir müfreze ile tutulmuştu.

Bozkır taraflarına kaçan asiler biraz toparlanınca tekrar geri dönüp Mut üzerinden Mersine geçmeyi düşünüyorlardı. Onun için ağırlıklarından birazını Mut - Karaman arasında bırakmışlardı; bunlardan bir kısmı Sartavıl müfrezesi tarafından esir edilmiş ve durum Mutasarrıflığa bir telgrafla bildirilmişti.

(Telgraf metni):

İçel Mutasarrıfı Hilmi Beyefendiye.

Ehemmiyetine binaen Sartavıl ciheti müfreze kumandanlığına cesaret ve hüsn/ü idaresiyle meşhur Çölemerik kaymakamı olup ahval-ı hazıra dolayısı ile Mahall-i memuriyetine gidemeyen İbrahim Fehmi Bey memur edilmişti. Şimdi mumaileyh tarafından Karaman isyanında ve usat meydanında müsellahan icra-i şekavet ettiği sabit olan Bozkırlı Mehmet ve dört nefer refiki, yedinde bir gıra, yirmi beş fişek, Bir Alman mavzeri elli fişek, iki reis at ve bir heğbe derununda iki kanat kırılmış gön ve bu gönler arasına gizlenmiş bir kasatura ve müceddet bir Osmanlı bayrağı ve dokuz yüz adet kara davar derdest edilmiş. Silahlar lüzumuna mebni yanında alıkonularak ve diğer eşyalarla Mehmet ve ahmet gönderilmiştir. Merkuman tevkif olunarak tahkikata mübaşeret edilmiş, davarlarla diğer rüfekası celp edilmek üzere kuvvet çıkarılmış ve mumaileyh İbrahim Fehmi Bey'in talebine mebni mıkdar-ı kâfi kuvvet de görderilmiştir. Bu mıntıkanın cesamet ve ehemmiyetine ve Karaman civarındaki köylerden isyana iştirak edenlerin bulunmasına binaen Yakup Bey'e emir verilerek Aladağ mıntıkasına gönderilmiştir

12 Ekim 1920

Mut Kaymakamı Konya Mebusu İçel Mebusu

M:Ali Arif Ali

(Bu Konya mebusu Karamanlı Arif Efendi; Konya'nın asiler tarafından işgalinde, kaçarak Mut'a gelmiş, daha dönmemişti.)

14 Ekim 1920 günü Sartavıl müfreze komutanı İbrahim Fehmi Bey'den Mut kaymakamlığına gönderilen bir yazıda; Mut'tan Karaman'a imdat için gönderilen 20 jandarma erinin Karaman'da kalmasında artık gerek kalmadığından asilerle daimi temas halinde bulunan Sartavıl müfreze kumandanlığı emrine verilmesi rica ediliyordu. Sartavıl müfreze karargâhının da kaldırılarak Karaman'a daha yakın olan İbrişim köyüne nakli ve resmi görüşmelerin Karaman telgrafhanesi aracılığı ile sağlanması ve asilere karışmaları ihtimali olan Cerit ve Buyuntu köylerine baskı yapılarak bu köylerin asilere karışması ve Aladağ taraflarından gelecek asi kuvvetlerinin önlenmesi düşüncelerini içeriyordu ki çok doğru olduğu sonradan anlaşılmıştır.

ERMENEK'İN DURUMU:

Ermenek ve çevresinde Aslan Memet adında bir şaki türemiş Ermenek köylerinde, Gülnar yaylalarında adi şakavet yapmakta idi. Delibaş'ın, Karaman bozgunundan sonra Aladağ, Hadim, Bozkır taraflarına Ermenek hududuna çekilmesiyle ikisi birleşip daha güçlü duruma gelmişler ve Ermenek'i basmağa karar vermişlerdi. Delibaş komutanlarından Kenan ve Karaman kaymakamı olan Mustafa Asım, Aslan Memet güçlerine komutan olmuşlardı.

O sıralarda Ermenek'te bulunan Konya mebusu Hulusi Bey, isyanı ve asilerin hareket ve hazırlıklarını, Ermenek'i işgal girişimlerini, tehdit dolu tekliflerini, ve halkın bu yüzden asilere karışma ihtimali olduğunu, asilerin Ermenek'i işgal ve yağma ettikten sonra daha da kuvvetlenerek Mut, Gülnar ve Silifke'yi de işgal edip Mersin'deki Fransız kuvvetleri ile birleşme kararında olduklarını günü gününe telgrafla Mut'a bildiriyor ve yardım istiyordu. Mutlular bu telgraflara kendi istihbaratlarını da ekleyerek İçel Mutasarrıfı Hilmi Bey'e bildiriyor, bir taraftan da yardım hazırlıkları yapıyordu.

Ermenek'ten alınan son rapordan anlaşıldığına göre Ermenek cidden perişan durumda idi. Kaymakam kaçmış, jandarma komutanı üç gündür kayıp, askerlik şubesi reisi bir hamam harabesine gizlenmiş, jandarmalar silahlarını bırakıp birer tarafa saklanmış, hapishane boşaltılmıştı... Ermenek halkında manevi kuvvet namına hiçbir şey kalmamış, asilere karşı koymak için maddi kuvvet zaten yoktu, oluşmamıştı.

Doğan Atlay

ERMENEK'E YARDIM

Ermenek'in yardım isteklerine duyarsız kalamayan Mut, Silifke, Gülnar ileri gelenleri, Ermenek'e yardıma geleceklerini bildirerek Ermeneklileri biraz rahatlatmışlardı.

15 Ekim 1920 tarihinde içel Mutasarrıfı Hilmi Bey, yanında binbaşı Mengenli Emin Bey, Silifke müftüsü Mehmet efendi (İlter), Silifke millet vekili Sami Bey, Behçet Bey oğlu Binbaşı Tahir Bey, Silifke jandarma komutanı yüzbaşı Hüsnü Bey, Gülnar müftüsü Mehmet Efendi (Altın), Gülnar kaymakamı Ali Sabri Bey birkaç jandarma ile yirmi kadar Gülnarlı ve yüzden fazla süvari asker olduğu halde Mut'a geldiler. Bunlara Mut'tan; Millet vekili Ali (Ataışık), Mirza Bey, Müftü Nadir Bey (Mutluay), Mirza Bey oğlu Kadir Bey, Dr. Hamdi Bey, Zülfikar Çavuş (Şener) iki yüz'den fazla silahlı Mutlu da katıldı. Durum konuşuldu, ertesi gün harekete karar verildiği Ermenek'te millet vekili Hulusi (Göksu) Bey'e gizli olarak bildirildi. 16 Ekim 1920 günü yola çıkan yardımcı kuvvetler o gece Dorla köyünde konakladılar. Ertesi gün; 17 Ekim'de yola çıkıp Tekeçatı mevkiinde mola verildi. Mut'tan çekilen telgraf üzerine karşılayıcı olarak Ermenekli müdür Mehmet Efendi, Ahmet Bey, Ermenek reji memuru gelmişlerdi.

Mutasarrıf Hilmi Bey başkanlığında, gelen Ermeneklilerin de katıldığı toplantıda milli kuvvetlerin Ermenek'e giriş şekli saptandı. Buna göre; süvariler güneş battıktan biraz sonra ve yaya askerler de yatsı vakti Ermenek'e girdiler. Edinilen bilgiye göre; Mustafa Asım ve Kenan kumandasındaki asiler o gün sabah erkence Ermenek'e hücum edeceklerdi. Bu haberi doğrulayan Mustafa Asım'ın mektubu da okundu.

Ermenek belediye dairesinde; Mutasarrıf yönetiminde bir toplantı yapıldı, buna göre Keben bölgesine Dr. Hamdi Bey, Kadir Bey, Yusuf çavuş emrinde kuvvetli bir müfreze gönderildi. Bu müfreze hiç uyumayacak, ve Ermenek'in savunmasında büyük yararlılık sağlayacaktı.

Silifke jandarma kumandanı yüzbaşı Hüsnü Bey bütün jandarmaları ile Bağlar bölgesine gönderildi.

Müftü Nadir Bey'e de Kuvvetli bir müfreze verilmişti. Bu kuvvetlerle Ermenek'in batısındaki Gargara yolunu kapayacaktı.

Yardımcı kuvvetler gece şehre girdikten sonra askerlerin yorgunluğuna bakılmayarak derhal görev yerlerine gönderildi. Jandarmalar da şehrin asayişine memur edilmişlerdi. Ermenek halkından şehrin savunması için görev alanlardan başkalarına sokağa çıkma yasağı uygulandı.

Görevliler gece her tarafta devriye geziyor, hem askerlerin uyanık tutulması sağlanıyor ve hem de durumu her an kontrol edebiliyorlardı. Müftü Nadir Bey devriye gezerken şüpheli birisini yakaladı, yaptığı ilk sorgusunda adam: Mustafa Asım tarafından geldiğini, Ermeneklilere bir mektup getirdiğini söyledi. Mektupta; 'Ermeneklilerin teslim olmaları, hiçbir kimseye fenalık yapılmayacağı gibi daha bir sürü vaad ve nasihat vardı'. Bu çok iyi bir haberdi. Çünkü Mustafa Asım'ın Ermenek'e gelen yardımcı kuvvetlerden haberi olmamıştı. Hücum ederlerse gafil avlanacaklar, perişan olacaklardı. Bu adam elindeki mektupla beraber mutasarrıfa gönderildi.. Durum diğer kollara da bildirildi. Şimdi herkes ödevini biliyor, saldırıyı bekliyorlardı.

18 Ekim 1920 günü sabahının erken saatlerinde Ermenek'in yukarısındaki yüksek kayalıkların üzerinden Ermeneklilere hitaben küfürler, hakaretler, tehditler savuran eşkıyanın pek çoğu pusudaki yardımcı kuvvet üzerine yavaş yavaş yürüyorlardı. Gelişi güzel yürüyen büyük bir köylü kalabalığı Ermenek'in içinden bile görülmeye başlamıştı. İlk tüfeğin patlamasıyla çatışma başlamış oldu. Milli kuvvetlere evvelce tenbih edilmişti; 'bilinen eşkıya reislerinden başkasına vurmak için ateş edilmeyecek'. Çünkü o gelenlerin çoğu baskından pay kapmak için eşkıyalara yanaşan köylülerdi.

Çarpışma gittikçe şiddetlendi. Ermenek'in dört tarafı tüfek sesleriyle inliyordu. Keben'de, Gargara yolunda, Bağlar semtinde eşkıyalar üzerine sürekli bir yaylım ateşi açılmış, Ermenek sanki ateşten bir çember içine alınmıştı. Eşkıyalar hiç ummadıkları bu şiddetli ateş karşısında ne yapacaklarını şaşırmışlar, panik başlamıştı... İkindiye kadar devam eden çarpışma eşkıyaların kaçması ile sona erdi. Kaçanlar Gargara köyünde toplanmaya başladılarsa da Gargaralılar onları tutup gelecek olan kuva-yı milliye grubuna teslim etmek için bekledilerse de kimse gelmeyince salıvermişlerdir. Eşkıyalardan 6 ölü ile 18 esir alınmıştı bu esirlerden bazıları da yaralı idi. Ölenler içinde eşkıya reislerinden Kara Davut ve yaralılar içinde de Ermenek ve havalisini haraca kesen Aslan Memet bulunuyordu. Aslan Memet kaçarken attan düşmüş, bacağı kırılmıştı. Kendisini bir çakıl yığınına gizlemek isterken Mutlu Hacı Ahmet Efendi (Yurdagülen) tarafından görülerek yakalanmış Ermenek'e getirilerek mutasarrıf Hilmi Bey'e teslim edilmişti.

19 Ekim günü Ermenek mahkemelerinde yargılanan Aslan Memet'in asılarak idamına karar verilmişti. Karar tasdik edilmek için Ankara'ya B.M.M. riyasetine bildirilmişti.

Aslan Memet belası başarıyla savuşturulmuştu. Mut halâ Delibaş tehdidinde olduğu için yardımcı güçler fazla kalamayıp, 20 Ekim 1920 günü Mut'a geri döndüler. Ermenek'teki gelişmeleri mebus Hulusi Bey (Göksu); Silifke ve Mut'taki mebus arkadaşlarına şu telgrafla bildirmişti:

'Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinden şimdi alınıp balâ edilen (ekte gönderilen) telgrafname mucibince şaki Aslan Memet bu gün hükümet meydanında salben idam ile hükm-ü idam infaz edilmiş ve kaymakam bey ile teşrik-i mesai edilerek usat ve eşkıya takip ve mevkuf bulunan usatın muhakemelerine devam edilmekte olduğu arz olunur efendim. 23 Ekim 1920

Mebus

Hulusi

(Mustafa Kemal Paşa'nın telgraf sureti):

'Ermenek

C. (cevap) 19 10 1920 Şaki Aslan Memet hakkındaki Hükm-ü idamın acilen tasdiki ile hükm-ü mezkurun sür'at-i infazı lüzumu müdafaa-i milliye ve dahiliye vekaletlerine tebliğ edilmiştir. 22 Ekim 1920 Büyük Millet Meclisi Reisi

Mustafa Kemal'

Aslan Memet belası başarıyla savuşturulduktan sonra yardımcı güçler, Mut'un savunması için acele geriye dönmüşlerdi. Aladağ'da toplanan Delibaş güçleri Mersine gitmek için Mut'tan geçmek zorunda idiler. Delibaş'ın hareketlerini günü gününe takip eden Mutlular; Onların Akın ve Kâhdama köylerine kadar geldiklerini, Gıravga üzerinden Mut'a hücum edeceklerini duymuşlardı. Onun için Gıravga köyünün savunmasını pekiştirdiler. Mut'tan Mirza Bey, Ali Efendi (Ataışık), Yakup Bey (İncel) komutasında biraz asker geldi.

Gıravga'nın savunma hazırlığı bittikten sonra, Gıravga'daki Müdafaa-i Hukuk'çular, Akın köyünde bulunan asi reislerine şu mektubu yazmışlardır.

'Mustafa Asım, Yusuf Kenan ve Mevlüt efendi biraderlerimize, efgendilerimiz, şüpheniz yoktur. Din, mezhep ve ırk kardeşlerimiz. Ölen naçar Türk, öldüren yine o. Mahvolan ırz ve iman kardeşlerimizdir. Buna ne Allah ve ne de Resulullah kayıl ve razı olur. Bu babda sizlere karşı uzun tafsilat vermeye lüzum-u sahih yoktur. Çünkü bilirsiniz kuvvetimiz ve kudretimiz varsa hem din ve hem memleketimizin düşman-ı bi amanlarına hücum edelim, mübarek vatanımızı kurtaralım, ondan sonra haklıyı ve haksızı yine kendimiz tefrik edelim. Her üçünüze münasebet, karabet ve muhabbetimiz olduğundan şu arizayı takdim ediyoruz. Bir hatadır nasılsa ettiniz, artık inada lüzum yoktur ve kalmamıştır. Daha ziyade zaman müsait değildir. Sizi imzamızla, namusumuzla temin eyleriz ki afvınıza delalet edeceğiz ve yahut bu yolda biz de öleceğiz. Düşman gibi birbirimize saldırmada mana yoktur. Hamil-i tezkeremizle hemen geliniz, kardeşcesine konuşalım, bilmediğimizi siz daha iyi bilirseniz birbirimizi ikna edelim. Evlat ve ayalınıza, canınıza, hanümanınıza acımak lazımdır, Hem mezhep ve hem ırkınıza merhamet ediniz. İnsaniyet ve islamiyet namına yazmağa mecburuz, çünkü her tarafınızı sarmışlardır. Bu arizamızla vicdanınızı temin eylemekteyiz efendiler.

Gıravga 15 Kasım 1920 .

İçel Mebusu Ali Mahmut Bey zade Mirza Abdullah Bey zade Yakup

(Bu mektuba cevap gelmedi)

Gıravga köyünde Hacı Bey yönetiminde köylülerden de milis güçleri oluşturuldu. Hacı Bey; kendi kuvvetlerini öyle örgütlemişti ki, yol geçitlerine koyduğu nöbetçiler görevlerinin önemini kavramış kişilerdi. Onlara; 'parolasız hiç kimse geçitten geçmiyecek, geçmek isteyen olursa vurulacak' kesin emri verilmişti. Nöbetçinin birinin yakınında bir çıtırtı duyulur, Nöbetçi derhal; 'parola!' Diye bağırınca, arkadaşı 'kime parola soruyorsun, çakaldı o' deyince, öbürü; 'çakala da parola!' der.

Kâhdama köyünde toplanan Delibaş kuvvetlerinin çoğu kaçmış, binlerce kişiden ancak 70-80 kadar bir şey kalmıştı. Gıravga'daki hazırlığı da duyan Delibaş, bu kadarcık güçle Saldırmaya cesaret edemez, o gece dağ yollarından Kırkyalan köyünü tutar. Orada konaklayıp dinlendikten sonra gene dağ yollarından Kışla köyü yakınında Göksu'yu geçip hiçbir köye zarar vermeden Mersin'e ulaşırlar. Böylece Mut; kendi içinden oluşturduğu 'Müdafaa-i Hukuk' Kuruluşunun özverili ve dikkatli çabaları sonucu her hangi bir saldırıya uğramadan Delibaş belasını savuşturmuş olur.

Yeri gelmişken; Mut müftüsü Nadir Bey'in; Mut'ta Müdafaa-i Hukuk'un kurulmasında, Kuva-yı Milliye'nin oluşturulmasında ve yaşatılmasında, Ermenek baskınının savuşturulmasındaki çalışmalarını takip eden Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa; Nadir Bey'in bu çalışmalarını takdire layık görüp şu telgrafla kutlamıştır:

'Mut Müftüsü Nadir Efendiye

Vatanımızın kurtarılması ve milli bağımsızlığımızın korunmasını amaçlayan kutsal davamızı başarısız kılmak maksadı ile düşmanlarımızın teşvikleri sonucu meydana gelen isyan olaylarını bastırmak ve bu suretle milletimizin birliğinin sağlanması yolunda gösterdiğiniz vatan sevgisi ile dolu hizmetleri büyük bir memnuniyetle haber aldım. Harcadığınız fedakârane çalışmalara teşekkür, elde ettiğiniz başarıdan dolayı zat-ı alinizi tebrik ederim. 22 Ekim 1920

Büyük Millet Meclisi Reisi

Mustafa Kemal'

Yazıda adı geçen eşkıya reislerinin sonları:

Konya Senatörü Bozkırlı Zeynel Abidin Hoca:

Silah kuşanıp, dağa çıkıp eylemsel olarak eşkıyalık yapmamışsa da Konya olaylarının baş düzenleyicisi olması nedeniyle burada anmayı uygun buldum.

Zeynel Abidin Hoca Konya'nın Bozkır ilçesinden, Nakşibendi tarikatına mensup bir ailedendir. Kendisi de Konya'da Nakşıbendi tarikatının lideri idi. Çok zeki, diplomat, hattâ komiteci ruhlu idi. Keskin zekâsı ve çok iyi konuşmasıyla bir topluluğu peşinden götürebilecek bir yeteneğe sahipti.

1908 seçimlerinde Konya'dan milletvekili oldu. Mecliste ayan üyesi(Senatör) seçildi. İstanbul'da Sait Molla ve İngiliz casusu Papaz Frew ile arkadaşlıklar etti Milli Mücadele aleyhine elinden geldiğince çalıştı ise de başarılı olamadı ama çok zarar verdi.

Büyük zaferden sonra vatanını, Anadolu'yu bırakıp kaçtı, 1940 yılında Medine'de öldü.

Delibaş Memet: Çumra'nın Alibeyhüyüğü köyünendir. Dedesi, Arnavut asıllı Mehmet Ağa Osmanlı ordusundaki 'Delibaşı' teşkilatında alaydan yetişme mülazım idi. Bu sebeple ailesine kısaca 'Delibaş' veya 'Mülazımler' deniliyordu. Delibaş Mehmet yaşıtları ile askere gitmiş, Çanakkale muharebelerine katılmış, harp esnasında geldiği köyünde, nüfuzlu bir kişi olan Muhtar Hacı Şah'ın tavassutu ile askere gitmekten kurtularak, köyünde çiftçilik yapmaya başlamıştı. İkinci Bozkır isyanından sonra adı duyulmaya başlayan Delibaş Memet; önceleri Kuva-yi Milliye yanlısı iken; o sıralar Konya ve çevresinde ulusal kurtuluş hareketlerine karşı eylemler düzenleyen Zeynel Abidin Hoca'nın ağına düşmüş, tarihe 'Konya İsyanları' diye geçecek olan büyük isyan hareketlerini idare etmiştir. İsyanın baş düzenleyicisi 'Zeynel Abidin hoca'dır.

Delibaş Memet Karaman bozgunundan sonra artık kendini toparlayamaz, Kurtuluşu Mersin'de bulunan Fransız'lara kaçmakta bulur. Kendisine bağlı birkaç yandaşıyla (bunlar: Mustafa Asım, Pınarbaşılı Asım, Çerkez Murat Bey vb.) Mersin'de Fransızlara sığındıktan sonra, Fransızlar işlerine yaramayan bu adamı başlarından savmak için İzmir'de bulunan Yunan karargâhına gönderirler. İzmir'e vardıktan sonra, nasıl hareket etmesi gerektiği hakkında bilgi almak için İstanbul'da bulunan efendisi Zeynel Abidin hocayı ziyarete gitti. Zeynel Abidin hiç yakınlık göstermedi, sadece, İzmir'e gidip Yunan ordusunda görev almasını önerdi. İzmir'e dönüp Temmuz 1920'de (Sonradan general ve başbakan olan) Albay Metaksas ile görüşen Delibaş, Manisa dolaylarında Türklerle çarpışan 57. Yunan alayına teğmen rütbesi ile katılır. Yunan alayı komutanı o yöreden aldıkları Türk esirlere; eğer teğmen Memet efe emrinde çalışacaklarına söz verirlerse, kendilerini serbest bırakacağını, silah ve techizat vereceğini vaad etmiştir ki, bu suretle esirlikten kurtulacakları umuduyla elli kişilik Türk esirler Yunan teğmeni Delibaş Memet emrine girerler. Delibaş'a verilen görev: Birliğiyle Afyon dolaylarına girecekler. O sıralar Türkler idaresinde olan Afyon- Pozantı demiryolunu tahrip edecekler, sonra da Konya, Karaman taraflarına geçerek kendilerine uyan yandaş toplamaya çalışacaklar. Güçlenirlerse Cephedeki Türk askerlerine saldıracaklar. Hiçbir engelle karşılaşmadan Kadınhanı dolaylarına gelen Delibaş, Atlantı yöresi Çerkezlerinden İlyas ile görüşerek, Konya'yı basma girişimini beraber gerçekleştirmelerini teklif eder. Çerkez İlyas, durumu Kadınhanı kaymakamına haber vermesi üzerine, kaymakam da valiliğe haber verir. Valilik te Delibaş'ı sıkı takibe alır. Bu arada yanındaki askerler de birer birer kaçarlar. Çaresiz kalan Delibaş, yanında on kadar avenesiyle şaşkın bir halde Hacıbaba Dağı'na sığınır. Bir ara Karapınar yöresinin tehlikeli eşkıyası Hotamışlı Kanlı Bekir ile de görüşür, ondan kabul görmez ki tekrar Hacıbaba dağına çekilir. Bir çıkmaza düştüklerinin ayrımına varıp bir kurtuluş yolu düşünen Delibaş yandaşları; Çerkez Murat bey, Arzının Abdullah. Billeç Memet kurtuluş olarak Delibaş'ı öldürüp bağışlanmalarının sağlanacağı sözünü de Konya milletvekili Karamanlı Arif Bey'den aldıklarından bir gün Mandason çiftliği yakınlarında delibaş'ı vurarak öldürüp başını keserek trenle Karaman'a getirirler. Delibaş'ın kesik başı Karaman hükümet binası önündeki direğe kulağından çakılarak üç gün gösterimde kalır, sonra Konya'ya gönderilir.

O günlerde birçok şair bu olaya tarih düşürürlerse de Hukuk Mektebi eski Müdürü Refik Bey:

'Sene bin üç yüz otuz yedi

Delibaşı kendi başını yedi'

Diye tarih düşürür. Delibaş olayı da böylece kapanmış olur.

Mustafa Asım: Aslen Hadimlidir. İyi bir hukuk eğitimi görmüş, Fransızca bilir, Delibaş'ın komutanlarından olup Karaman'ın işgalinde Karaman kaymakamlığına atanmıştı; Mersin'e vardıklarında Delibaş'tan kaçarak İskenderun'a geçer, Fransızca bilmesinden dolayı her halde orada bir görev alır ki Karaman'da olan ailesini yanına alır. 1933 büyük affına kadar orada kalır, kendisini unutturur. Af tan sonra dönenlerle o da döner. Karaman'a hiç uğramadan doğruca Ankara'ya' gider. Orada ne yapar eder Çankaya müftülüğüne atanır. (Daha ilerisini bilmiyorum)

Pınarbaşılı Asım: Karaman'ın Pınarbaşı köyündendir. Delibaş, Mersin'den İzmir'e deniz motörü ile gönderilir. Giderken Antalya limanında italyan vapuruna aktarılırken milli kuvvetlerin haberi olur onları yakalamaya geldikleri sırada Delibaş'ın baş komutanı Pınarbaşılı Asım ile yandaşı Topal Osman kaçarlar, Topal Osman kaçarken jandarmalarca orada öldürülür Asım ise yakalanır, Karaman'a getirilirken o da kaçar, izini kaybettirerek köyüne gelir. Bir sene kadar saklandıktan sonra oralara gelen Delibaş kafilesine tekrar katılmak üzere dışarı çıktığında yakalanarak Konya'da idam edilir.

Kenan: Kenan Kerküklüdür. Bir memuriyet dolayısıyla Mut'a gelir, uzunca bir süre kalır ki; kızını Mut'ta evlendirir. Sonradan görevinde bir yolsuzluk görülerek işinden atılır; Kenan da Mut'u terk eder gider. Kızı da 'Kenan'ın kızı' diye meşhurdu. İsterik bir yaratılışa sahipmiş ki kocasından ayrılır, elden ele dolaşırken Mut'u terk eder. Hancı Kadir, ve ya Topal Kadir dediğimiz adamdan Saadet adında çok güzel bir kızı vardı. Genç yaşta o da Mut'u terk etti. Anasının izinden gittiği söylenir. Hasılı cibilliyeti bozuk bir aile imiş

Aslan Memet: Ermenekli Aslan Memet'i yukarıda anlatmıştık. Ermenek'in Başdere köyünden olup Mut'ta oturan 98 (2006) yaşlarında Deli Ali diye anılan kimseye sorduğumda Aslan Memet'in, Ermenek'in Adiller köyünden olduğunu, Şimdi soyundan kimse kalmadığını, adına (şimdi bir dizesini anımsadığı): 'Aslanoğlu bu cihanda bir idi' diyen bir türkü bile yakıldığını anlatmıştı. Burada bir fıkrasını anlatacağım; Gülnar'da bulunduğum sıralarda jandarma çavuşu Arıcı Yusuf Çavuş'la arkadaşlık etme mutluluğuna eriştim. Bir ara, Yusuf Çavuş yanında iki jandarma eri ile Kuskan'dan Köseçobanlı köyüne geçerken Aygörmez mevkiinde Aslan Memet'in pususuna düşer, üç kişi bir bölük askere ne yapabilir?.. Tabii Yusuf çavuş da bir şey yapamaz. Aslan Memet askerlerin ve Yusuf Çavuş'un silahlarını ve elbiselerini alıp onları salıverir. Bu olayı rahmetli Yusuf Çavuş'a sorduğumda doğrulamıştı.

Kedere ile Döş Veli: Kedere Mut'un Bozdoğan, Döş Veli Dorla köyündendirler. Mut köylerinde kanun dışı yaşayan bu iki kişi; köylülere kendilerini besletirler, uygunsuz davranışta bulunurlarken jandarmalarca takibe alınır. Jandarma komutanı Zülfikar Çavuş (Şener), Jandarma onbaşısı Antepli Ali Onbaşı bunları sıkı takibe alırlar, Dorla'da sıkıştırdıkları zaman Kedere kaçar, kaçarken jandarma kurşunu ile ölür. Oradan kaçmayı başaran Döş Veli'yi takipten vazgeçmeyen jandarmalar, Karaman'ın Akın köyünde kıstırırlar... Bir eve kapanan Döş Veli silahındaki mermileri tükeninceye kadar direnir. Artık kurtuluşu olmadığını anlayınca çemberi yarıp kaçmayı dener, evin penceresine tekmeyi vurup yıkmasıyla kendini dışarı atar, işte o zaman pusudaki jandarmaların silahları patlar ve Döş Veli yığılır kalır. Zülfikar Çavuş ve Antepli Ali Onbaşı ile ayrı ayrı görüştüğümde ikisi de 'ben vurdum' demişlerdi, olabilir, hedef bir, patlayan tüfek iki... ikisinin tüfeği de ayni anda patlamış.

Pantış ile Memiş: Pantış'ın Mut'un Köselerli, Memiş'in de Silifke'nin Sabah köyünden olduğunu söylemişlerdi. Mut köylerinde kanunsuz eylem sürdüren bu ikisi de Zülfikar Çavuş'un takibinden kurtulamazlar. Bunları sıkı takibe alan Zülfikar Çavuş Gargıcak köyünün yukarısındaki kayalıklarda sıkıştırır, Pantış kayadan düşüp yaralı olarak yakalanır. Zülfikar o kadar öfkelenmiş ki Pantış'ın kafa derisini yüzer. Memiş ise kaçmayı başarır, izini kaybettirip, kendisini unutturur. (1933) aftan yararlanarak köyüne (Silifke'nin Sabah köyü) döner. Hocalıkla geçimini sürdürürken 1960 harekâtında üfürükçülük yaptığı gerekçesiyle tekrar takibe alınırsa da gene kaçar ve izini kaybettirir. Bir daha da haber alınmaz.

Rahmetli Sıtkı Soylu'nun derleyip yayımladığı Pantış Ağıtı:

Adım Ali idi lakabım Pantış

Kaçtı da kurtuldu yoldaşım Memiş Elime doladım telli kırbacı

Çırpına çırpına ah eder bacı

Kaçma Memiş kaçma vurdular beni Teslim olmaktı Pantış bunun ilacı

Öldüğüm sırada görmedim seni Al kanlar içinde yüzdürdün beni

Alın sarıları da koyverin beni

Ayağıma giydiğim Frenk çizmesi

Ben de ister idim serbest gezmesi

Zülfikar'dan kaldı adam yüzmesi

Ağladı ağladı öldürdün beni

Alkanlar İçinde Yüzdürdün Beni

Kaynaklar:

1- Neşri Atlay, Milli Mücadelede Mut

2- D.Ali Gülcan. Konya'nın Delibaşı İsyanı

3- B.O.A.

4- Sıtkı Soylu, Orta Göksu Havzasında Ağıtlar ve Yakımlar

5- Dr. Kemal Çelik, Mut Kuva-yı Milliye Karar Defteri

6- Halit Bardakçı, Bütün yönleriyle Ermenek

7- Fikret Ünver, Mersin Tarihi Üzerine

8- Yrd.Doç.Dr. Ahmet Avanas Milli Mücadele'de Konya